“Things On My Mind...” / Sevil DOLMACI


In the series of “Things on my mind” the artist deals with women privacy and sins based on her own life story. Every woman has a secret world of their own. They can’t confess the truth of what they have been through to their closest, sometimes not even to them selfs. However they can’t help but to think about it. Some hide their sexual identity, some hide their sickness, that they are pregnant, if they had an abortion,  they are in a relationship with their best friends lover, and they got beaten up, even when they were raped etc... All these are ignored and locked up in thoughts because of the marginalization of women in patriarchal society. These contradictory thoughts pop up when they are in bed, alone with them selfs.

Young artist Likos’s life is no different than any other woman. What makes her different is  that she makes her truth visible through her paintings. It is herself in her paintings, although when the painting is on display the figure becomes an ordinary woman. In her first series, we see Likos confront herself either lying down on a bed or in an unidentifiable place. On her later paintings she goes out to the streets and becomes a part of daily life. Her inclusion to daily life is contradictory; she exists in daily life in a colorful way, also her extraordinary stance in an ordinary situation makes us think it is a simulation. She lies down in the corner of the street while the life goes on as usual. Sometimes she is lying on to a female’s lap, sometimes she is in a mans arms. However it is always the viewer who she is communicating with. It is vague, if other figures are aware of her being there. Nevertheless every figure represents something. If she is in a mans arms, it is the problems she faces with her boyfriend; if she is in a mothers lap, it represents that even if she is an adult she is vulnerable; if she is in the middle of a wreckage, it is the weight of the unjust world on her shoulders. Artist’s compositions are like a black and white movie frame, where she lies almost unconscious and depressed. Everything fits into place and seem usual but then you see her in striking colors, contrasting the whole composition. When she creates the composition, she puts herself in too to guide you through the composition. She is the leading figure. Although she puts herself into the composition to represent any ordinary woman, you can see through into the artists inner world too. This adds another dimension of depth to the composition. We can see the inner world of women; their loneliness, experiences, pains through a young woman’s brush and we face our judgement of life.

She prefers a metaphoric expression rather than a literal one. She puts out the privacy or sins she faces through the forms by her side, either near her head or by her toes. Her compositions, strengthen by the colors, point to the fine line between life and death. She approaches life and death through male-female relationships: Sexuality, man, fertility, STD’s and the thought of death caused by those. However she doesn’t create a cold atmosphere or be dramatic about it to explain these. She presents sins in a sympathetic way and makes fun of life it self. She embraces a colorful, somewhat fun compositions.

The artist tries to explain the world of contradiction that we all live in. Female-male, life-death, sexuality-sickness etc... We can say that Likos takes yin & yang, the harmony of contrast, as reference. For that reason, it is not a coincidence for her to use black and white intensively. (Yin & Yang is the name for Chi’s ascending and descending universes. Although they are each others opposites, they complete each other. They can’t be without the other.)

Likos is impressed by Niki de Saint Phalle’s colorful world, and especially Mary Kelly’s 1979 installation Post-Partum Document. Phalle’s exaggerated colorful women figures played a big role for her to express herself in a colorful way. The feminist interpretation of the woman having a child, the transformation of her body and soul and the emotional bond with the child in Kelly’s installation is the base point of Likos’ compositions. Also we have to mention, she finds Tracey Emin’s (who updated feminizm in 90‘s) My Bed, empty cribs, knitting booties close to herself.

In a nutshell, Likos interprets Tracey Emin’s confessional art of 90’s in a different time and place. Instead of just showing what happens in life carelessly, she prefers to share the story with the audience through colorful forms.




“Aklımdakiler...”  / Sevil DOLMACI


Sanatçı, Aklımdakiler serisinde kendi kişisel hikâyesinden yola çıkarak kadınlara ait bir dünyanın mahremiyetini/günahlarını konu alır. Her kadının kendine ait gizli bir dünyası vardır. Pek çok kadın bazı gerçekleri ya da durumları en yakınlarına hatta kendine bile itiraf edemez. Ancak düşüncelerine de engel olamaz. Kimisi cinsel kimliğini saklar bir diğeri hastalığını, hamile olduğunu, kürtajını, arkadaşının sevgilisiyle birlikteliğini, dayak yediğini, tecavüze uğradığını vs... Tüm bunlar ataerkil bir toplumda rolleri biçilmiş kadın'ı ötekileştireceğinden yok sayılır ve düşüncelere hapedilir. Bu aykırı düşünceler yatakta kişinin kendisiyle baş başa kaldığı bir zamanda realize olur.


Genç sanatçı Likos'un da hayatı her kadınınki gibidir. Ancak O, diğer kadınlardan farklı olarak kendi gerçeklerini resimleriyle görünür kılar. Resimdeki kadın kendisidir, galeriye asıldığındaysa herhangi bir kadın olur. İlk serisinde çoğunlukla yatakta ya da bazen de tanımlanmaz bir mekânda kendisiyle hesaplaşma anını izlediğimiz Likos, yeni çalışmalarında sokağa çıkar günlük hayatın içine karışır. Dâhil olma hali çelişkili/ikili bir şekilde okunur, yani hayatın rutini içinde kendini renkli bir şekilde var ederken var olma halindeki realiteye karşı duruşu ise aslında bir simülasyona işaret eder. O sokağın içinde yaşam akıp giderken bir köşede kıvrılmış bir şekilde boylu boyunca uzanır. Bazen bir kadının dizi dibindedir bazen de bir erkeğin kollarında. Ancak temasa geçtiği ve varlığını hissettirdiği kesinlikle izleyendir. Diğer figürlerin onun varlığından haberdar olup olmadığı muğlâktır. Ancak her bir figür bir durma işaret eder. Örneğin bir erkeğin kollarında ise sevgili ile yaşadığı sorunları, bir annenin kucağında ise yetişkin bir kadın olsa da savunmasızlığı, bir enkazın ortasındaysa yaşamın haksızlıklarını (sorunların yükünü) okuruz. Sanatçı siyah ve beyaz renkler ile bir film karesi gibi düzenlediği kompozisyonlarında kendini yarı baygın, depresif bir ruh halini yansıtan duruş/yatış şekliyle ile ifade eder. Buraya kadar her şey birbiri içinde ve olağan(mış) gibi iken kendini çarpıcı renklerle ayırıp kompozisyonda oluşturduğu kontrast ile olayın yönünü değiştirir ve konunun tansiyonunu yükseltir. O kompozisyonu yaratır, içine girer izleyeni yönlendirir. Yani başrol onundur. Sanatçı kendini herhangi bir kadını temsil etmek için kullansa da izleyen sanatçının iç dünyasına dair gerçekliğe de tanıklık etmiş olur. Bu da kompozisyonların daha güçlü anlam katmanlarına sahip olmasını sağlar. Kadınların iç dünyasına yani yalnızlıklarına, yaşanmışlıklarına, acılarına genç bir kadının kaleminden/fırçasından bakar ve hayata dair yargılarımızla yüzleşiriz.


Kaosun tam ortasında yaşadığı mahremiyeti ya da günahları başucunda ya da ayakucunda yer alan formlar aracılığıyla ortaya seren sanatçı, açık bir anlatımdan ziyade metaforik bir dil tercih eder. Renkler ile anlatımlarını güçlendirdiği kompozisyonları yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiye de işaret etmektedir. Ölüm ve yaşamı kadın ve erkek ilişkisi üzerinden ele alır: cinsellik, erkek, doğurganlık, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bunların yol açtığı ölüm fikri vardır. Ancak sanatçı bunları anlatmak için resimlerinde soğuk bir atmosfer ya da dramatik bir dil kullanmaz. Günahlarını sempatik bir şekilde sunar ve yaşamla dalgasını geçmeye çalışır. O nedenle renkli ve görece eğlenceli bir kompozisyon kurgusu benimsemiştir.


Sanatçı üretimlerinde kendisinin de yaşadığı çelişkili bir dünyanın tanımlamasını yapmaya çalışır. Kadın-erkek, yaşam-ölüm, cinsellik-hastalık vs... Likos'un, zıtlıkların uyumu olarak bilinen ying yang kavramını işlerinde bir referans olarak kullandığını söylemekte de yarar vardır. Siyah beyaz renk kullanımını sıklıkla tercih etmesi bu nedenle tesadüf değildir. (Ying ve Yang, Chi'nin alçalan ve yükselen evrelerine verilen isimlerdir. Birbirlerine karşıt ama tamamlayıcıdırlar. Birbirleri olmadan var olamazlar.)


Likos, Niki de Saint Phalle’in renkli dünyasından, Mary Kelly’nin özellikle 1979 tarihli Ayrılık Sonrası Belgeseli isimli yerleştirmesinden oldukça etkilenmiştir. Phalle’in abartılmış renkli kadın figürleri onun kendini renkli ifade etmesinde önemli rol oynamıştır. Kelly’in yerleştirmesinde konu edilen kadının çocuk doğurması ve bu durumun kadın bedeninde yarattığı ruh hali ve çocukla aralarındaki duygusal bağın feminist yorumu Likos’un kompozisyon kurgusunda çıkış yolu olmuştur. Elbette, 90’larda feminizmi güncelleyen Tracey Emin’ni yatak işi dışında boş beşikleri, örgü patikleri ile kendine yakın bulduğunu da belirtmek gerekir.

Kısaca Likos, Tracey Emin'in 90'larda ortaya koyduğu itiraf sanatının bugün başka bir coğrafya ve zaman diliminde yorumlamakta, yaşamında var olan durumları fütursuzca ortaya sermek yerine resimlerinde yarattığı renkli formlar aracılığı ile izleyenle paylaşmaktadır.